VARLA YOK ARASI BİR KOCA
Audrey Niffenegger'in çok satan bir romanından uyarlanan 'Zaman Yolcusunun Karısı'dan uyarlanmıştır.
HT MAGAZİN Mehmet AÇAR yazdı
Zaman yolculuğu, sinemanın neredeyse 50 yıldır vazgeçemediği
bir bilim kurgu motifi. ‘Zaman Yolcusunun Karısı’ ise ‘bilimkurgu’nun orasını burasını kurcalayan bir aşk filmi.Malum,mutlu başlayıp dertsiz tasasız yürüyen aşkın filmi olmaz. Olsa da kimse seyretmez.
Aşk filmlerinde âşıkların arasındamutlaka bir engel olur: Kötü bir adam, fettan bir kadın, dil, din ve sınıf farklılıkları ya da toplumsal sorunlar, âşıkların birleşmesini engeller. ‘Zaman Yolcusunun Karısı’nda ise
âşıkların arasında, daha önce karşımıza pek çıkmamış türde bir engel var: İrade dışı zaman yolculuğu ya da kaderin ta kendisi. Henry’nin iradesi dışında gerçekleşen ilk zaman yolculuğu, annesini kaybettiği ana denk geliyor. Küçük Henry, Noel arifesinde, karlı bir kış günü,
bir araba kazası sırasında ilk zaman mekan yolculuğunu yaparak hayatta kalıyor. Seyirciyi süratle filmin hikâyesinin içine alan, hipnotize edici ve zihne çakılı kalan bir açılış sahnesi bu...
ASLINDA TESADÜF YOK
Annesini acı bir biçimde kaybeden Henry’yi yetişkin haliyle bir kütüphanede çalışırken bulduğumuzda, ‘irade dışı’ zaman yolculuklarının acımasızca sürdüğünü görüyoruz. Üstelik sinema tarihinin diğer zaman yolcularından önemli bir farkı var Henry’nin.
Üstündeki giysiler yolculukta ona eşlik etmiyor. Yani, nereye düşmüşse, hemen giyecek bir şeyler bulması gerekiyor. Büyük bir aşk filmi bu, öte yandan, kaderci bir filmle karşı karşıyayız. Hiçbir şeyin tesadüf olmadığı, tamtersine her şeyin bir anlamı olduğu fikrinden hareket ediliyor. Dini değil ama inançlı bir film. Henry, hayatında hiçbir şeyi değiştiremiyor. Görünmez bir el, onu gizli bir amaç ve hedef
doğrultusunda hayatının belirli noktalarına gönderip duruyor. Henry’ye
de pasif bir konumda kaderini takip etmek kalıyor... Henry’nin gideceği yeri ve zamanı kendi seçtiği yolculuklar da oluyor. Ama film, işin bu yönüne pek girmemeyi tercih ediyor. Aslına bakarsanız, bu filmin en
önemli zaafı. Başka tutarsızlıklar da var. Ama özellikle sonlara doğru giderek artan duygusal etkiden sıyrılıp, olup bitenleri serin kanlı bir biçimde düşünmek pek mümkün değil. Aynı hikâyeden, ‘Benjamin Button’ tadında, fikri yönü ağır basan bir filmde çıkabilirmiş şüphesiz. Ama filmin adından başlayarak çok net ve dürüst bir tercih konmuş ortaya. Dolayısıyla, macera ya da düşünsel derinlik arayanlara davetkâr
davranmayan bir filmle karşı karşıyayız. Göz yaşlarınızı tutmakta
zorlanacağınız, bilimkurgu soslu, klasik bir aşk filmi seyretmek istiyorsanız, ‘Zaman Yolcusunun Karısı’ tamda sizin filminiz. Üstelik, kameranın arkasında gayet iyi bir yönetmen var. Memleketinde çektiği ‘Tattoo’dan beri ilgiyle takip ettiğim Alman Robert Schwentke ilk sahneden itibaren filmin hakkını vermeyi başarıyor. Görüntü yönetmeni Florian Ballhaus’un, mevsimlerin doğal ışıklarını çok iyi yakalayan resimlerinin de hakkını teslim etmek gerekiyor.
VARLA YOK ARASI BİR KOCA
Kaybettiği annesinin acısını üstünden atamayan, babası gibi alkolizm batağına doğru ilerleyen Henry, bir gün Clare adında genç bir kadınla karşılaşıyor ve ‘yıllardır başlaması beklenen büyük bir aşkın’ orta yerinde buluyor kendini. Büyük ama çok zorlu bir aşk bu.. Çünkü Henry’nin ne zaman gideceği ve ne zaman döneceği hiç belli değil. Dönen Henry’nin hangi Henry olduğu da şüpheli. Henry aslında varla
yok arası bir durumda. Ama Clare, Henry’ye çok âşık ve bir aile kurmak konusunda kararlı... ‘Zaman Yolcusunun Karısı’ işte bu ısrarlı ve büyük aşkın filmi.
0 yorum yazilmistir